Bloglar

Dini Yazılar

İbrâhim, oğlunu kurban etmekle memur olduğunu beyan edince oğlu:

– Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah sen beni sabredici kimselerden bulursun, dedi. Ne zaman ki baba-oğul her ikisi de ilâhî emre inkıyâdda ittifak ettiler. (Katâde’ye göre İbrâhim oğlunu, İsmâil de nefsini Allah’a teslim etti.) İbrâhim oğlunu sağ tarafına yatırınca alnının bir tarafı yere dayandı. İşte o vakit her ikisi de saâdet-i uzmâya eriştiler. (Saffat Sûresi, 102-103)

İbrâhim -aleyhisselâm- teveccüh-i tâm ile Hak teâlâ ve tekaddes hazretlerinin cânib-i mânevisine teveccüh etti, yöneldi ve dergâh-ı ulûhiyette kurbiyet-i mâneviyeye nâil oldu.

Beyzâvî’nin beyânı veçhile, bu vakâ Mina’da huccââcın kurban bayramının birinci günü kurban kestikleri mahalde olmuştur.

İbrâhim -aleyhisselâm-’a kurban etmek istediği oğlu İsmâil şöyle dedi:

– Ey babacığım, seni hareketimle rahatsız etme­mem için ipimi iyi bağla, kanımdan üzerine sıçra­ma­ması, kanımı görüp annemin mahzun olmaması ve bu sebeple ecrimin noksanlaşmaması için üzerimden elbisemi çıkar. Bana daha kolay olması için de boğazıma çabuk sür. Çünkü ölüm zordur. Anneme gittiğinde benden ona çok selâm söyle. Eğer münâsip görür iseniz gömleğimi anneme verin. Olabilir ki annem bununla tesellî bulur.

Bunun üzerine İbrâhim -aleyhisselâm-, oğlu İsmâil -aleyhisselâm-’a şöyle dedi:

– Sen Allah’ın emrini yerine getirmekte ne iyi yardımcısın evlâdım!

Hazret-i İbrâhim, oğlunun dediklerini yaptı. Alnından öptü. Ağlayarak onu bağladı. Sonra kurban etmek için bıçağı alıp boğazına çalmağa başladı. Fakat bıçak kesmedi!

O anda İsmâil babasına şöyle dedi:

– Ey Babacığım, yüzümü yan tarafa çevir. Zîra yüzüme bakarsan belki sende bir acımak duygusu belirir de Allah’ın emrini yerine getiremezsin. Ben nâhoş bir harekette bulunmamak için bıçağa bakmayacağım.

İbrâhim -aleyhisselâm- bunu da yaptı. Fakat bıçak tersine dönüyordu. İşte bu anda şöyle bir nidâ geldi:

– Ey İbrâhim! Sen bu işi bırak! Muhakkak rüyânı doğruladın!

İbrâhim -aleyhisselâm- baktı ki kendisiyle konuşan Cebrâil -aleyhisselâm- Hak Teâlâ hazretlerinin emriyle cennetten azîm’ül-cüsse bir koç alıp makâmından “Allâhu Ekber, Allahu Ekber!”diyerek gelmeğe başladı. İbrâhim -aleyhisselâm- Cebrâil’in tekbirini işittiğinde bildi ki müşkilinin halli geliyor. “Lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber!”deyip Rabbu’l-âlemîni tevhid ve tekbir eyledi.

İsmâil -aleyhisselâm- da yattığı yerde Cebrâil -aleyhisselâm-’ın tekbirini ve babasının tevhid ve tekbirini işittikte bildi ki Rahman olan Allah teâlâ ve tekaddes hazretlerinin rahmeti zuhur etti. O da “Allahu ekber ve lillâhi’l-hamd!”diyerek tekbir ve tahmid eyledi. İşte bu ümmete Arafe günü sabah namazından eyyam-ı teşrîkin son günü ikindi namazına kadar 23 vakit namazın farzını edâdan sonra bu tekbiri getirmek vâcip oldu.

Ayet-i celîlede buyuruldu ki:

“Biz azîm’üş-şân nidâ ettik ki: Yâ İbrâhim! Muhakkak sen rüyâyı tasdik ve rüyânın mukaddemâtına başlamadan emrimize imtisâl ettin. Ve bizim rızâmızı tahsil için gözünün nuru oğlunu kurban etmeye râzı oldun. Biz seni dostluk mertebesinde sâbit-kadem bulduk. Bizim emrimizi yerine getirmeğe ihlâs üzere çalışınca sana ihsan ettik. Biz, sana ihsan ettiğimiz gibi cümle ihsan ehlini böylece mükâfatlandırırız. fiu emrolunan kurban, meydanda bir ibtilâdır. Ve Biz azîm’üş-şân İsmâil’in bedelinde büyük bir kurbanı fedâ ettik.”(Saffat Sûresi, 104-107)

(Ramazanoğlu Mahmûd Sâmî, Hz. İbrahim, 168-173)

 

 

Mustafa Karasan

www.ihlara.net

Yorum Yaz


Benzer Dini Yazılar